Buhurdanlık nedir? Geçmişten Günümüze Buhurdanlık Tarihçesi

Aromaterapi ile ilgilenen veya evinde tütsü yakan herkesin mutlaka bir buhurdanlığı olmuştur. Günümüzde buhurdanlık genellikle birbirine benzer formlarda ve çoğunlukla seramik malzeme ile üretilmektedirler. Genel kullanım şekli olarak alt bölmeye yerleştirilen bir mum, o bölmenin üzerinde üzerine su damlatıp suyu muhafaza edecek bir alan ve suyun içerisine çeşit çeşit aromaterapik yağlar damlatılarak etrafa yayılan harika kokuların yayılmasını sağlayan bir deneyim.





Peki hiç merak ettiniz mi, buhurdanlık ne zaman kullanılmaya başlandı, tarih içerinde formları nasıl değişti? Açıkçası biz merak ettik ve araştırdık. Buyurun geniş çaplı bir buhurdanlık inceleme dosyasına.


Buhurdanlık Kelimesi


Öncelikle kelimelerin kökeninden başlayalım. “Buhur” Farsça bir kelime. Arapçası “bahur”, Türkçesi ise “tütsü”. Türk toplumunda Arapların buhurdana verdikleri “mibhare” ve “mıktare” isimleri pek tutulmamış, bunların yerine “micmer” veya” micmere” (ateşlik) benimsenmiş. Fakat buhurdanlık tarihi buhur yakma geleneği kadar eski değildir.


Buhurun Mezopotamya’da MÖ 4000 sularında tanrılara sunulan bir hediye olarak ortaya çıktığı rivayet edilir. Hoş kokulu ağaçların yakılmasıyla çıkan buhur, kabile hayatının hâkim olduğu toplumlarda öncelikle dini ayinlerinde kullanılırdı.


Buhurdanlık veya doğru şekliyle “Buhurdan” tarih boyunca hangi amaçlarla kullanılmıştı, sadece dini ritüeller için mi yoksa günlük yaşama içerisinde pratik nedenlerle de kullanım ihtiyacı çıkmış olabilir miydi?


Konu üzerine araştırma yaparken karşılaştığımız, bu konuda oldukça detaylı bir yazı hazırlayan Doç. Dr. M. Zeki Kuşoğlu’nun İlgi dergisinde yayınlanan yazısına göz atalım:


“İnsanların bir araya geldiklerinde, terleme ve diğer fiziki sebeplerle yaydıkları kokular, geçen zaman zarfında içinde bulundukları kapalı alanın havasını teneffüs edilemez hale getirir. ilk çağlardan günümüze kadar değişik milletler ve dinlerden olan insanlarca, yakıldığı zaman güzel koku çıkaran buhur (öd ağacı, misk, lâdin gibi ağaçlardan kıyılarak yapılan karışım) keşfedilmiş ve buhurun yakılması için de buhurdan icad edilmiştir.


Yukarıda anlattığım sebeplerden dolayı buhurdanı bir millete mâl etmek, şu milletten şu millete oradan da şuraya geçmiştir demek, kim olursa olsun menşeini kendisine bağlamak fanatiklik olur kanaatindeyim. Afrikalı, Asyalı, Avrupalı, Amerikalı kavimler, Budisti, Musevisi, Hristiyanı, Müslümanı ve hatta ilkel kabileler buhur hadisesini dinî ve din dışı kullanmışlar ve kullanmaktalar. İşte aklın yolu birdir durağındaki buluşmadan müslüman Türkler de payını almış, özünü ve biçimini kendi dinî ve sosyal hayatının ihtiyaçları istikametinde şekillendirerek güzel eserler vücuda getirmiştir.



geçmişten günümüze buhurdanlık


Buhûrdân kelimesi farsça olup, arapçası bahûr, türkçesi tütsüdür. tütsü, milletlerin kabile oldukları dönemlerde bulunmuş, ilk din ve büyü ayinlerinde kullanılmıştır. bu hoş kokulu hadise daha sonraki semavî dinlerde de yerini bulmuştur.


Türklerde tütsüyü bütün tarihleri boyunca görmek mümkündür


İslâm dininin yayılması ile onu kabul eden küçük Asya Türklerinin Anadolu'da kurmuş oldukları Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde buhur, özellikle dinî günlerde ve toplantılarda âdet olmuştur.


Buhurdana mangalın çok çok küçültülmüş bir şekli olarak bakabiliriz. ancak mangaldaki kömür yerine buhurdanda buhur yakılır ve yine mangalda olduğu gibi kubbe biçiminde, hava teneffüsü için delikleri olan bir üst kapak kullanılır. alt teknesinde yanan buhur, üst kubbenin deliklerinden koku yayar. buhurdan biçimleri genellikle yapıldıkları devrin mimarî özelliklerini de taşırlar. Yine buhurdanlarda biçim olarak meyve şekilleri çok kullanılmış olup, çam kozalağı ve haşhaş kapsülleri formlarına da sık rastlanır.


Birçok sanat dalımızda olduğu gibi, buhurdanların büyük bir kısmı gümüşten yapılmış olup, en çok kullanılan usul ise gümüş kakma (dövme) ile delik işi teknikleridir. Bu teknikte önce dövüle dövüle levha haline getirilen gümüşe daha sonra, tasarlanan ana formu elde etmek için çeşitli çekiç ve örslerde, âdeta elde tutulan bir âbide maketi gibi şekil kazandırılır. daha sonra kakmacı ustasına gönderilen buhurdan içine zift doldurulduktan sonra ustanın hünerli ellerinde üzeri tezyin edilir ve sonra kubbesine çelik kalemlerle delik işi yapılır. Kakma yapılmadığı hallerde kalemkâr üzerine kalem işi yapar.


Buhurdanlar çoğunlukla üç ayak üzerine otururlar ve ayakları zarif ve kıvrımlıdır. bunların altında ise kendi yapım tekniğine ve şekline uygun bir tablası mevcuttur. ayrıca yine üç tarafından zincirlerle asılanları vardır. bu zincirler kırk elli santim uzunluğunda olur ve yukarıda birleşerek bir halkaya veya daha güzel bir tutaca sahiptirler. zincirleri daha çok büyük toplantılarda cemaat arasında dolaştırmak içindir.


Buhurdanların altından dahi yapılmış olanları vardır. Ancak gümüşün dışında orta halli aileler için bakırdan ve sarıdan yapılanları da olur. Bilindiği gibi tombak (cıvalı altın kaplama) olanları her zaman ayrı bir değer taşımıştır. Bugün müze ve özel koleksiyonlarda çok güzel, sanat değeri yüksek buhurdanlar mevcuttur.


Geleneğimizde buhurdanların teşrifatçısı, yani onunla beraber kullanılan gülabdandan gülsuyu dağıtılırdı. onun içindir ki, buhurdanların gülabdanlarla beraber satılmaları âdetti.


Buhurdanların şamdan şeklinde olanlarına "micmer" denirdi. Onlar da çeşitli madenlerden yapılırlardı. Micmere, amber veya diğer hoş kokulu ağaç tozlarından yoğrularak yapılan ve mum şekline getirilen çubuklar dikilir ve yakılırdı.


Buhurun dumanlı havası, halk arasında büyü diye bilinen, kişilerin hak etmedikleri veya çok arzuladıkları mevkilerin, veya gönül işlerinin halli için, ya da kötü nazarların definde bir vasıta olarak da kullanılmıştır.


Kapalı mekânların havasını değiştirmek için kullanılan buhurdanlık, tabiîdir ki açık havada yakılınca fayda sağlamayacağı gibi yakılmasına lüzum da yoktur. Onun içindir ki İstanbul dilindeki "ok meydanında buhur yakmak" sözü lüzumsuz ve nafile çabalar için kullanılmış çok güzel bir sözdür ve bu sözün içeriği eski okmeydanı’nı tanıyanlar için bir başka mânâ kazanır.”


Günümüzde modern tasarımlar ile evde rahatça kullanılabilecek seramik malzeme ile yapılan buhurdanlıklar çok popüler ve yaygındır. Fakat özellikle metal malzemelerde yapılan geleneksel tarzda buhurdan üretimi bir ülkede halen devam etmektedir.


O halde gelin bir de tarih boyunca değişen buhurdan formlarına göz atalım


bakır buhurdan osmanlı
Bakır Buhurdan – 19 YY – Osmanlı İmparatorluğu


altın kaplama buhurdanlık
Altın Kaplama Buhurdan- Almanya -15. YY


bakır buhurdan kuzey italya
Bakır Buhurdan – Kuzey İtalya – 16.YY


katolik kilise buhurdanlık
Katolik kiliselerinde kullanılan Buhurdan- 21 YY - Vatikan


Kaynaklar:

  1. Derin Tarih, Şubat 2016

  2. Doç. Dr. M. Zeki Kuşoğlu, İlgi Dergisi

156 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör